28 Şubat 2010 Pazar

Genetik 2.0

Dünya, gelişmiş ülkeler bu konularla uğraşıyor. Onların kendilerine has sorunları yok mu? Var! Ama bu sorunlar onları bu bilimsel araştırmalardan alıkoymuyor. Siyasetçileri, bütçe planlayıcıları bilimsel ve teknolojik araştırmaların gerekliliğinin bilincinde. Ülkelerinin bununla kalkınacağını çok iyi biliyorlar.

Ya bizim ülkemizde? Ülkenin bütün parası, köşe bucak rantiyelere ayrılmış durumda değil mi? Koca koca bilim adamlarının ülkeden kaçması için her türlü muamele yapılmıyor mu? Evet! Eğer böyle olmasaydı bizde de şimdi değineceğim konular işlenmez miydi?

Gelişmiş ülkeler, geleceği Genetikte görüyor. Kendisine "önümüzdeki yıllarda en gözde konular" sorulduğunda Bill Gates "genetiği, biyolojiyi" işaret etmişti. Tıpkı bilgisayar programı kodlar gibi şimdi de biyolojik "özellik" kodluyorlar. Bunu da bildiğimiz DNA kodlarıyla yapıyorlar.

Bu girişten sonra New Scientist makalesine geçebiliriz:

Genetik kod 2.0: Hayat yeni bir işletim sistemine sahip oluyor

Genetik kodu kullanmanın yeni bir yolu bulundu. Bu yöntem proteinlere doğal yaşamda bulunmayan özellikler katmaya izin veriyor. Bu büyük buluş er geç yeni veya "geliştirilmiş" yaşam formları yaratmaya yol açacak ve bu formlar yeni materyalleri biyolojik dokularına uygun hale getirecek.

Varolan bütün yaşam formlarında, genetik kodun nükleotid denen 4 harfi, üçüzler olarak okunur, böylece her üç nükleotid bir amino asidi şifreliyor (oluşturur).

Bundan sonra böyle olmayacak. Cambridge Üniversitesi'nden Jason Chin ve ekibi, genetik kodu dörtlü olarak okuyacak şekilde, hücrenin makinesini yeniden tasarladılar.

Yaşamın şimdiye kadar kullandığı genetik kodda dört nükleotidin 64 olası üçlü kombinasyonu var. Bu genetik "sözcükler" kodon olarak adlandırılıyor. Her kodon ayrı amino asidi şifreliyor veya hücreye protein zinciri yapımını sonlandırmasını belirtiyor. Şimdi Chin'in takımı 256 boş dörtlü kodon yarattılar ve bu kodonlar şimdiye kadar hiç olmamış amino asitleri şifreleyebilirler.

Yeniden Tasarım

Takım bunu başarmak için, hücresel makinenin üç parçasını protein üretmesi için yeniden tasarlamak zorundaydı. Fakat orada da durmadılar. Takım, iki "yapay" amino asidi dörtlü kodonlarına atamaya yarayan, yeni genetik kodlarını da geliştirdi ve bunları protein zincirine entegre etti.

Chin, "Bu paralel çalışan genetik kodların başlangıcı demektir" diyor.

Not: 28 Şubat'ta SUgibiOL "inadına bilim" diyor!..

Read more...

26 Şubat 2010 Cuma

Internet'in Düzensiz Birlikleri

Geleceğin savaşları geleneksel orduların yanısıra siber ordular tarafından da yapılacak. Geleneksel ordulara aynı yolla cevap verebilirsiniz ancak siber saldırıları önleyecek bilgi birikiminizin olması gerekiyor. Örneğin normalde cepheden cepheye savaşlarda çok başarılı olan bir ordu, gerilla savaşlarında tökezleyebilir. Siber savaşlar da işte buna benziyor.

Siber savaşları hükümetler organize etmezler. Ama belli mi olur edebilirler de. Ancak genellikle bu savaşlar, gönüllü kişilerin/bilgisayarların katılımıyla gerçekleşir. Ne kadar fazla katılımcı o kadar güçlü saldırılar demektir.

Bu türde bir savaş son zamanlarda yaşandı. Newscientist'te bulduğum yazıyı alıntılıyorum:

8 Ağustos 2008. Rus tankları Gürcistan'a girdiler. İki gün boyunca Rus jetleri ve savaş gemileri eski Sovyetler Birliği şehirlerini bombaladılar ve limanlarını kapattılar. Savaşlardan aşına olduğumuz kareler -kana bulanmış insanlar, yıkık binalar- tüm dünyada TV ekranlarına düştü.

Bu arada, az bilinen bir savaş şekli de devam ediyordu (siberuzayda). Gürcü hükümetinin sunucuları, parlamento ve dış işleri bakanlığının web siteleri gönderilen sinyallerle kullanılamaz hale getirildi. Gerçek savaşla aynı anda gerçekleşen ilk internet saldırılarıydı bunlar.

Bu işte Rus hükümetinin de parmağı vardır ancak Jeffrey Carr, Inside Cyber Warfare kitabında bu durumun çok farklı olduğunu açıklıyor. Siber savaşlar bugüne kadar siber ordularca -en azından geleneksel anlamdaki ordular tarafından- yapılmadı. Carr'in dediğine göre bu türden savaşlara karşı hükümetlerin etkili savunma yapmaları çok zordur.

Gürcistan'daki saldırılar, örneğin, Kremlin'in süper bilgisayarlarından geliyor gibi görünmeyen saldırılar, düzenli PC'lerden ve laptoplardan geliyordu. Vatansever Rus gençlik örgütleri, kötü şöhretli Nashi'ler dahil, Gürcistan'daki fiziksel saldırıların başladığı gün "bilgi savaşları"nı da başlattılar.

Katılımcıların özel bilgisayar yetenekleri olması gerekmiyordu, stopgeorgia.ru sitesi, Gürcü hükümet sitelerini hedef gösteriyordu ve saldırmak için gerekli yazılımları sağlıyordu.

Read more...

25 Şubat 2010 Perşembe

Çinli bilimadamları: Google'a erişim kaybolursa araştırmalar yara alabilir

Google ve Çin bilim üzerinde savaşmıyorlar ama ikisinin arasındaki husumet ülkedeki araştırmacılar için olumsuz sonuçlara neden olabilir.

Nature News anketinde Çinli bilimadamlarının yüzde 84'ünün Google'a erişimin kaybolması durumunda, işlerinin "az ya da çok" zarar göreceğini düşündüklerini ortaya koydu. Tıpkı Amerikan meslektaşları gibi, Çinli araştırmacılar da çeşitli belge ve bilgileri bulmak için Google ve Google Scholar'ı (Türkiye'de Google Akademik) kullanıyorlar.

Nature'a açıklama yapan bir bilim adamı "Google'sız araştırma, elektriksiz yaşam gibidir." dedi.

Google Ocak ayında, server'larının saldırıya uğramasından sonra, Çin Hükümeti tarafından konulan sansür kurallarına uymayacağını açıkladı. Bu durumdan ötürü Mountain View şirketinin ülkedeki faaliyetleri durdurulabilir.

Google'ın ilk açıklamasından sonra, medya blogger'ı Robin Sloan, bilinen İnternet'in bölünme ihtimali üzerinde kafa yordu.

Sloan şöyle soruyor: Çin İnterneti paralel olarak mı büyüyor? Othernet (DiğerNet)?

Eğer olaylar bu yönde gelişirse, cidden global şirketler bilgiye ulaşmada sıkıntı yaşayabilirler.

Kaynak: wired.com

Bunlar da var:
- Google Çin'e karşı
- Bütün Hastalıkları İçeren Kitap

Read more...

24 Şubat 2010 Çarşamba

Uzun yaşamın sırrı ağaçlarda!

Ağaçlarda yaşamak uzun yaşamın sırrı olabilir - en azından evrimsel süreçte. Ağaçlarda yaşayan memeliler yerde yaşayan kuzenlerine kıyasla iki kat daha fazla yaşıyor.

Evrimsel biyologlar daha güvenli bir yaşamın hayvanların yaşam sürelerini uzattığını tahmin ediyorlar. Kuşlar ve yarasalar uçma özelliklerinden ötürü yırtıcı hayvanlardan kaçabiliyorlar, bu da onların ömürlerini uzatıyor.

Uçan hayvanlar gibi ağaçta yaşayanlar da kolaylıkla yırtıcılardan kaçabilirler. Ağaçta yaşamanın ömrü uzattığını görmek için Illinois Üniversitesi'nden biyolojik antropologlar Milena Shattuck ve Scott Williams, 776 memeli türünün yaşam süreleri hakkında veri topladılar. Böylece ağaçta yaşayan memelilerin maksimum yaşam sürelerinin karadaki benzerlerinden 2 kat daha fazla olduğunu keşfettiler.

Büyük memeliler küçüklerden daha uzun yaşamaya meyillidirler. Kinkajou (resimdeki) rakunların ağaçta yaşayan bir cinsi. Ve bir kaplanın 40'ta 1'i olmasına rağmen ondan daha fazla yaşıyor.

Kaynak: newscientist.com

Read more...

14 Şubat 2010 Pazar

Google Çin'e karşı

Çin Google'ı sansürleyerek halkının kendi denetiminden çıkmasını engellemeye çalışıyor. Yeni bilgiler, yeni üretim araçları demek. Yeni bilgiler geleneksel fabrika/sanayi metodundan uzaklaşıp hizmet/servis sektörüne kaymak demek. İşte bu da Çin'in iktidarını elinde tutan Komünist Parti'nin şimdilik en istemediği durum.

Google burada çok önemli bir misyonu üstleniyor. Bilgiye ulaşmayı kolaylaştırıyor ve herkesin o bilgiye erişmesini demokratik hale getiriyor. İnsanları özgürleştiriyor. Bilginin sadece belli bir alanda/zümrede toplanmasının önüne geçiyor. Google'ın bu özelliği, kapalı toplumları özellikle Çin gibi büyümeye çalışan devletleri korkutuyor. Kontrolün tamamen kendi ellerinden çıkmasını önlemek için ellerinden gelen herşeyi yapıyorlar. İşte bu yüzden Google ile Çin karşı karşıya geldiler. En sonunda Google, ülkedeki operasyonlarını durdurma restini çekti. Ve bu atışmada ABD de taraf oldu. Çin'i Google'la uğraşmaması gerektiği konusunda uyardı. Çin de ABD'ye kendisini internet sansürcüsü gibi göstermemesi gerektiğini söyledi.

Bu kavga tesadüfen ortaya çıkmış değil. İki dalganın (sanayi ve bilgi) birbiriyle çarpışmasıdır bu. Bakalım nerelere uzanacak? Hep birlikte göreceğiz.

Bu konuda okunabilecek iki yazı: Google Çin'e Meydan Okuyor
ve Pekin'in Geleceği Üzerine Bahis

Read more...

Danny Kaye ve Cem Yılmaz

Danny Kaye hakkında Türkçe bilgi bulamadım. Ben de kaynak oluşturmak adına biraz bilgi topladım. Özellikle televizyonlar için hazırladığı orkestra şovuyla küçük çocukları eğitme amacını duyduğumda böyle bir araştırmayı yapmak istedim. Çok sesli müziğin o zamanlar ABD'de ne anlama geldiğini bilmek önemli bence...

Danny Kaye:
Asıl adı David Daniel Kaminsky'dir. 18 Ocak 1913'te doğmuş, 3 Mart 1987'de de ölmüştür. Ukraynalı bir yahudidir. Ve dünyanın en tanınan komedyenlerinden biridir. Bir liseye kaydolur ancak buradan mezun olamaz. Daha delikanlı yıllarında "tummler" olarak çalışmaya başlar. (Tummler sözlüklerde "Catskill Mountains" tatil yörelerinde eğlence amaçlı gösteriler yapan kişi, olarak geçer. Bir nevi animatör.) Aslen bu animatörlükten gelen yetenekleri vardır. Aktörlük, şarkıcılık ve komedyenlik bunlardandır.

İlk filmini kısa komedi dalında (Moon Over Manhattan) 1935'te çekmiştir. Bununla birlikte 25'e yakın film çekmiştir.

The Cosby Show
, The Muppet Show, Peter Pan, Pinocchio gibi televizyon şovları yapmıştır. Bu şovlarla ABD'de herkes tarafından tanınmıştır. Özellikle küçük çocukların eğitilmesi amacıyla Danny Kaye'in popülaritesinden çokça faydalanılmıştır.

Özel hayatıyla ilgili olarak, hakkında homoseksüel ve biseksüel olduğu dedikodusu vardır. 1950'lerde Laurence Olivier ile 10 yıllık bir ilişkisi olduğu iddia edilse de bu durum sonradan yalanlanmıştır.

Türkiye'de Cem Yılmaz'ın orkestra şefliği yaptığı etkinlikle gündeme geldi Danny Kaye. Cem Yılmaz'ın bu hareketini ve yaptığı esprileri görünce Danny Kaye geldi akıllara.
Danny Kaye küçük çocuklara orkestrayı, çok sesli müziği sevdirmek amacıyla 1981 yılında "An Evening with Danny Kaye" adlı televizyon şovları yapmıştır. Çocuklar da gençler de her yaştan insan da eğlenirken çok şeyler öğrenmiştir bu şovlardan;
Çok sesli müziği, birden fazla enstrumanın olduğu bir topluluk çalarken her bir çalgının tınısını keşfedebilmeyi, onları birbirinden ayırt edebilmeyi, birbirleriyle uyumunu, her birinin kendine göre bir sırası olduğunu ve bunların belli bir kurala göre olduğunu, onları bir şefin yönetmesi gerektiğini, sesin arkalara ulaşması için hepsinin aynı anda çalmaları gerektiğini, demokrasiyi, sesini duyurabilmenin örgütler kurarak gerçekleştirilebileceğini, birin/bireyin tek başına bir şey ifade etmediğini, çok sesliliğin aslında bir kakafoni değil de uygun yönlendirilirse güzel bir ses çıkarabildiğini, kulağa hoş geldiğini...


Her ne kadar Cem Yılmaz'ın hareketleri ve esprileri ondan önce denenmişleri (özellikle Danny Kaye'i) hatırlatsa da insanlara, olsun, Cem Yılmaz da milletin dikkatini bu alana çekebilmeyi başarmıştır. Haberlerden öğrendiğim kadarıyla gösteri, yurt dışında müzik eğitimi alacak 2 öğrencisine burs verebilmek amacıyla Borusan Filarmoni tarafından düzenlenmiş.

***
İşte Danny Kaye'in "An Evening with Danny Kaye" şovundan bir kısım:


Bu da Cem Yılmaz'dan:


Read more...

12 Şubat 2010 Cuma

13'ün kutsallığı

Hepimiz bu sayıyın neden uğursuz olduğunu merak etmişizdir ve çoğumuz da kendini tatmin edecek bilgilere ulaşmıştır. Dünya tarihinde 13 sayısını ayrıntılı olarak inceledim ve sonuç beni M.Ö. dönemlere kadar götürdü. Tek tek 13 sayısının dünya sahnesini girişine bakalım.

Evet 13 sayısı Hırıstiyanlar tarafından uğursuz sayılan bir sayıdır.
Genel olarak bu inancın, Hz. İsa nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gittiği söylenmektedir.

O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Viking'lerin meşhur Tanrısı Odin ile Frigga'nın oğulları olup, Ay kraliçesi Nanna'nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer Tanrılar tarafından da çok sevilen Balder'i öldürür. Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya'dan Avrupa'nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa nın son yemeğine uygularlar.

Hıristiyan inancında ise Balder'in yerini Hz. İsa, Loki'nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlar'da akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.

İbraniler’e göre 13 sayısının uğursuz olmasının nedeni İbrani alfabesinin 13’üncü harfinin “mavet” (ölüm) sözcüğünün ilk harfi olan “m” olmasıydı. Hammurabi kanunları listesinde de 13 sayısı atlanmıştı.

13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.

Ancak Müslümanların 13 sayısı gibi takıntıları yoktur. Hatta 13 müslümanlar için uğurlu bile sayılabilir…
Hz. Muhammed 571 senesinde doğmuştur. 5+7+1=13
İstanbul 29 Mayıs 1453 Salı günü Türkler tarafından fethedilmiştir. 1453 tarihinin rakamlarının toplamı (1 + 4 + 5 + 3 =13) "on üç" eder.
Selahattin Eyyubi Haçlı seferlerinin on üçüncüsünde, onları kesin bir yenilgiye uğratmıştır.

Sanırım 13 sayısının asıl çıkış yeri kayıp kıta MU'dur. Nasıl mı?

Ve bir gün (12.000 yıl önce) yeryüzü cenneti Mu, Pasifik'in soğuk ve derin sularına gömüldü. Geride sadece okyanusun ortasına rastgele serpiştirilmiş gibi duran dağların zirveleri kaldı.
Meksika'daki Theotihucacan Palenk Mabedi Piramidi'nin duvarına kazılmış bir yazıda Mu'nun batışı şöyle anlatılıyordu:
"6 Kaan yılı, Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu kıtası Felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 milyon insanın ölümüne sebep oldu."
Mu, Zak ayının 13.Cuma günü batmıştır. O günden sonra "13" insanoğlunun uğursuz rakamı olmuştur.

Bu yazıyı neden yazdım? İşte onun nedenini de önümüzdeki yazılarda anlatmaya çalışacağım. Bu, ön bilgi olması açısından önemli bir girişti diye düşünüyorum.

Read more...
Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST