26 Eylül 2009 Cumartesi

Eylülün adını koydum

Sineklere dokunmuyorum artık. Oysa bu yaz yatırmamışlardı beni hiç. Ve en azılı düşmanlarıydım onların..

Arıları öldürmüyorum kaç gündür. Yerde can çekişen bir arı gördüğümde içim cız ediyor, bir tuhaf oluyorum. Kendiliğinden düşüyorlar artık yerlere..

Arkada bağıra çağıra top oynayan çocuklara sinirlenmiyorum çoktandır. Gittim tanıştım onlarla hatta. Bir zamanlar bizim yaptığımızı şimdi onlar yapıyorlar. Cıvıltı gibi algılıyorum artık önceden gürültü sandığım seslerini..

Annemle babamın binbir gayretle yetiştirdiği bahçemizdeki yeşillikler daha bir anlam kazanmaya başladı. Salatalık ile domates daha bir tatlı geliyor insana. Kimsenin yüzüne bakmadığı acı bibere gün doğdu. Onu bile daha iştahlı yiyoruz bu günlerde. Patlıcanlar eski neşesinde değil. Yaprakları en hüzünlü hallerini takınmışlar. Başlarını indirmişler aşağıya..

Güneşi bile sevmeye başladım. Yakmasına aldırmıyorum artık. En olmaz sözleri saymıştım halbuki arkasından..

Üniversiteli çocuklar gidiyorlar okullarına. Bazıları yeni bir hayata atacaklar adımlarını, bazıları arkadaşlarına kavuşacaklar..

Babam bütün işlerini bitirdi. En verimli işleri bu yaz yaptı bence. Hayatımızı kolaylaştırdı.. Annem konservelerini yaptı. Doldurdu mutfağa. Beli ağrıyor. Arkasını güneşe dönüp oturuyor ağrısı hafiflesin diye..

Vali yolumuz bile arıyor o tantanalı günlerini. Şimdi bir çay içene üstünde mısır da veriyor Şehriyar'ın komşusu. Daha bir ay önce burnundan kıl aldırmıyordu oysa..

Ata da gidiyor. Neşesi terk ediyor evimizi, mahallemizi.. Alışmak istemedim bu sefer. Çünkü çok koymuştu önceki gidişleri..

Eylülün adı var bir tek, derdim..
Değilmiş..
Tanıdım Eylülü ben de..
Adını da koydum..
Ayrılık.. En sevdiklerimden ayrılıyorum yavaş yavaş bu ay..
Son dem.. Ve herşey son demlerini yaşıyor artık..

Read more...

20 Eylül 2009 Pazar

Google kapatılsın!

Last.fm ve myspace.com iki gündür kapalı. MySpace'le pek işim olmaz. Ama Last.fm'i kullanan ve hatta onunla ilgili yazan biri olarak fitil durumdayım. Bir süre önce Google'ın kapatılacağı haberi üzerine yazı yazmıştım. O girişimi ADD başlatmıştı. Ben de onları ağır dille eleştirmiş, Kemalizm'i kullandıklarını, onun arkasına sığındıklarını iddia etmiştim. Bazı arkadaşlarım da beni o yazımda "modaya uyduğumdan" eleştirmişti. Şimdi sıra diğer tarafta.

Birkaç ay önce malesef ki gene yazmıştım, iki yüzlülük üzerine.
Özgürlükleri savunuyor gibi gözükenler, saf aydınlar, liberal gazeteciler, hükümet yardakçıları bu "kapatılma" konusunda neden susuyorlar acaba? Hani her nerede olursa olsun özgürlükten, açılımlardan bahsediyordunuz? Ne oldu Allah aşkına? Başınıza saksı mı düştü yoksa? Niye döndürmüyorsunuz artık videolarınızı Facebook'ta? Bunlar sizi ilgilendirmiyor mu?

İşte tam da bundan yakınıyordum o yazımda. Sadece kendilerine demokrat, kendilerine özgürlükçü, kendilerine açılımcı olanları afişe ediyordum. Aslında amaçları sadece kendi isteklerini kabul ettirmek. Ve bunda da o "çok masum" insan haklarını, o "çok masum" demokrasiyi, o "çok masum" kültürel hakları filan kullanıyorlar.
Ben de diyorum ki; eğer tümüyle liberal olacaksanız, tüm sahalarda olacaksınız. Sadece türbana özgürlük derken, diğer alanlarda olup bitenlere gözlerinizi kapatmayacaksınız. Ve şöyle bir uç örnek veriyorum: Eğer eşcinsellerden nefret edip türbana sarılıyorsanız, işte o zaman bırakacaksınız cafcaflı özgürlük havalarını.

Neyse...
Twitter'da bu kapatma olaylarının tüm halk üzerinde etkisinin olması için Google'ın kapatılması girişimi bile öneriliyor. O zaman demiştim ya, Hükümet sıkıysa Google'ı kapatsın... şimdi diyorum ki keşke kapatsa da millet de "ne oluyor yahu?" diye sorsa artık...

Read more...

19 Eylül 2009 Cumartesi

Bir kitap nasıl çok satar? Formülü açıklıyorum

Bizde bir kitabın yüz binler satması başarı sayılır. Gazetelere dergilere haber olur. Günlerce yazılır çizilir. Oysa dünyaya baktığımızda bizim rakamların pek bir gülünç olduğu ortaya çıkıyor. Bir Harry Potter'ın ilk 24 saatlik satışının kusuratına bile yetişemiyor bizim tüm zamanların çok satanı. (Dan Brown'un "Da Vinci Şifresi" kitabı 51 dile çevrildi. 2009 başı itibarıyla dünya çapında 80 milyon sattı. Dan Brown’un ilk kitabı "Melekler ve Şeytanlar"ın ise şimdiye kadarki satışı 39 milyon. Harry Potter’ın son kitabı, İngiltere’de 24 saatte 2 milyon 652 bin 656 adet satarak en hızlı satan kitap rekorunu kırmıştı. Kaynak: Hürriyet).

Bizim Elif Şafak Türkiye'de tüm zamanların en çok satan yazarı. Yazdığı "Aşk" romanı tüm pazarlama faaliyetlerine rağmen şimdiye kadar 400 bin civarında sattı. Türkiye şartlarına göre bir başarı sayılabilir tabiki. Ancak bu rakam, çıktığı ilk günde 2 milyon 652 bin satan Harry Potter'ın kusuratına bile yanaşamıyor...

Peki bizde böyle satışlara nasıl ulaşılır?
Nasıl becerilir?..

İngiltere'nin nüfusu 51, bizimki ise 71 milyon. Biz daha fazla (nicel) olduğumuza göre, bu farkı bir: Nitelikli insan/okur kitlesi yaratıyor. İki: Merak...

Nitelikli okura kitaba para veren okur da diyebiliriz. O halde kitap satışlarının ekonomiyle doğrudan bir ilişkisi var. Korsan yayının yaygınlığı da bundan.
Ama bunu sadece ekonomiye de bağlayamayız. Gençlerin elinde son model telefonlar bulunuyor. Üstelik birkaç ayda bir de yenisiyle değiştiriliyor bunlar. O halde kitap olayını sadece "paraya" bağlarsak tespitimiz eksik kalır.

Alışkanlık önemli...
Yani okuma alışkanlığı...
Bu alışkanlığı da kişi başta ailesinden, okuldan, çevresinden edinir. Bazen de kişinin kendi çabalarıyla oluşur. Kitap gazete okuyan, okumayı seven bir toplum (Japonya'da sadece bir gazetenin günlük 10 milyon sattığını okumuştum.) olursak eğer, bizde de milyonları bulan satışlara rastlayabiliriz...

Bir de merak konusu var. Okurun bir kitabı alması için o kitabı müthiş merak etmesi gerekir. İnsanın başına ne gelirse meraktan derler ya, aynen öyle. Çok abartılı duruyor ama gerçekten öyle. En basitinden, sigara içenlere sorun nasıl başladığını, meraktan diyecektir. Merak insanı her mecraya sokar yani.

O zaman birileri lazım ki kitap basıldığında böyle bir merak ortamı yaratsın. İşte burada pazarlama kavramı girer devreye. Pazarlamacılar kitabı alır ve onu karşı konulmaz bir merak ambalajına sarar. Bunu da yapmak kolay değil elbet. Dünyanın en büyük pazarlamacılarının ABD'de olduğunu düşünürsek pazarlamanın kitap satışlarındaki etkisini daha iyi kavrarız.

Özetle diyeceğim şu: Nitelikli/değerli içerikli bir kitabın veya yazılı basımın çok satması, nitelikli okur kitlesi ve "herkeste" merak uyandıracak bir pazarlama stratejisi ile mümkündür.

Read more...

12 Eylül 2009 Cumartesi

Yağmacıyla benim oyum bir olamaz

"Benim oyumla çobanınki bir olmamalı" diyerek olayı simgeleştiren Aysun Kayacı vardı ya...Ne kadar da kızmıştım bu lafı duyduğumda. Nasıl olur da böyle bir söz edebilir diye içim içimi yemiş hatta bunun için bir seçim yöntemi önerisinde bile bulunmuştum. Olayı o kadar içselleştirmiştim yani.
"Çoban" lafı sembolikti ve bir zihniyeti temsil ediyordu.

Zoruma gitmişti işte.
Demokrasi vardı bir kere.
Küçümsenemezdi kimse.

Hey gidi Aysun Kayacı...
Ne kadar da haklıymış...

İstanbul'daki yağmayı görünce aklımdan gene O geçti.
Yağmacı çocuk herkesin gözünün önünde plazma televizyonu götürüyordu. Soranlara ise gülerek iki üç milyara "okutsa" iyi olacağını söylüyordu. Tam o sırada yanımda oturan ağbim "ama o senin değil ki şerefsiz" diye bağırıyordu.
Ne yalın ve ne kadar açık bir serzeniş değil mi?
Kendi malı olmadığı halde o televizyonu satıyor olması...
Başkasının malını satılığa çıkarması...
Başkasının felaketi üzerine mutluluk devşirmesi...
Ne hazin!

Bunlara her yerde rastlarsınız. Otobüste, kahvede, bulunduğunuz sokakta, oturduğunuz sitede, karşıki evde. Her yerde...
Her daim ülkeyi kurtarırlar.
Sürekli delikanlılıktan bahsederler.
Kimisi adam gibi bir koca bekler.
Moda ya, en "demokrat" kesilir, hükümeti seçerler...
Her yerde her zaman bunlar konuşurlar.
Internette en fazla bunlar yorum bırakırlar.
Çoktur sayıları anlayacağınız. Sesleri de çok çıkar bu yüzden.

Ben bunları yazarken haberdeki genç kız porselen takımını götürüyordu evine.
Sordular "ne yapacaksınız" diye. "Çeyizime" dedi.

Çok bunlardan. Her yerde...
Kaldır başını, etrafına bak. Göreceksin mutlak.
Ve Aysun Kayacı'ya hak vererek küçümseyeceksin muhakkak...

Read more...
Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST