16 Mart 2009 Pazartesi

Hanım! Çantamı Hazırla, Gidiyoruz...


- Hanım hanım, toparlan gidiyoruz.


- Hayrola Bey, keyiflisin gene!

- Nasıl keyifli olmam hanım. Başımıza talih kuşu kondu.

- ?

- Anlatacağım. Dur bir soluklanayım. Haberi alır almaz koşa koşa geldim. Arabayı iş yerinde unuttum. Yolda farkettim ama çoktan yarılamıştım yolu.

- Hala anlatmadın bey! Yoksa...?

- Hanım kafamı toplayamıyorum. Sen hemen toparlan gidiyoruz.

- Nereye?

- Memlekete memlekete!

- Ne memleketi Bey? Sen kafayı mı yedin? Burada kurulu düzeni bırakıp nereye gidiyoruz?

- Orasını ben de biliyorum hanım. Biraz yabancılık çekeriz. Ama tiz zamanda alışırız gene. Hem sen daha haberi duymadan bağladın karaları...

- E söylemedin ki...

- O zaman sıkı dur!
Memlekete "başkan" seçtiler beni.

- Nasıl yani, oranın yok mu başkanı?

- Hanım asabımı bozdun gene. Senin seçimlerden haberin yok mu? İşte anlasana...
****
Büyük bir şaşkınlık, sevinç diğer yandan hüzün...
Kadın alışmıştı. 4-5 yılda bir böyle yapardı kocası. O da çaresiz, kabul ederdi. Elinden de fazla bir şey gelmezdi açıkçası.
Bu sefer de öyle olmuştu. Sonucu belli bir "yolculuğa" çıkacaklardı ama olsundu, buna değerdi, nicedir görmediği hısım akrabayı göreceklerdi, içine sinmeye de başlamıştı yavaş yavaş...

****
- Bey bu kadar yeter mi? Fazla doldurmadım. Yetecek kadar...

Bey çantanın içine bakar:

- Tamam tamam. Diğer gidişimizde daha çok koymuştun. Bu sefer 5 don koymuşsun. Hayırdır hanım! Yoksa bir şeyler mi ima ediyorsun? Senin hislerin kuvvetlidir. Hem bir haller oldu sana! Duruldun yine! Hadi hadi çıkar ağzındaki baklayı.

- Ne söyleyeyim bey. Sen ne yaparsan doğru yaparsın. Bana laf düşer mi hiç!

- Yok yok, sende bir şeyler var.

- Şeeeyy. Yani içimde kötü hisler var, bey. Sanki...

- Ne sanki hanım! Bir daha böyle şeyler duymayayım senden.

Sen "kitabı" hazırla yeter...

Read more...

14 Mart 2009 Cumartesi

Dostum'a

İçinde bulunduğu durumdan ya da kendi deyimiyle "dipsiz kuyu"dan çıkarabilmek için elimden fazla bir şey gelmiyor. Tek yapabildiğim "yanında olmak" ve sıkıntılara birlikte göğüs germektir, o kadar. Bunu da ancak uzaktan uzağa sadece "dinleyerek" yapabilirim. Ne ağlarken mendil uzatabilirim göz yaşını silsin diye, ne de omzumu verebilirim sıcaklığında huzur bulabilsin diye.
Dedim ya, tek yapabildiğim, onu sonuna kadar dinlemek ve sözü bitene kadar hiç kesmemek...

Başka şeyler daha yapıyorum kendimce. O da düşünmek; çare düşünmek ve gönülden dua etmek...

Saat sabah 04.15. Nedenini bilmiyorum ama tam Ezan vakti uyandım. Belki de dostuma yapabileceğim en iyi şeyden mahrum etmek istemedi beni, ilahi güçler...
Ezanı, özellikle de okuyucusu hakkını vererek okurken dinlediğimde kendimden geçerim. İçime ferahlık dolar ve yaradana şükrederim. Aklıma O geldi ilkin:
"Allah'ım yardım et. Dostumu, içine düştüğü bu sancıdan kurtar. Ona, hayata bir an önce tutunabilmesi için güç kuvvet ver. Ona, yolunu bulabilmesi için yol göster."

Rahatladım... Onun yüzünü gördüm de, yüzünün tüm çehresiyle gülümsediğini anladım sanki. Öyle bir duyguya kapıldım. Ne de olsa birlikte duygulanmışız, "duygudaşız" Onunla.

İçim rahat... Dosta verilmiş bir sözü, dostu için yapılmış bir görevi yerine getirmenin huzuruyla tekrar uykuya daldım.

Sabah ilk işim Onu aramaktı:
önce;
- Günaydım Dostum,
sonra;
- Nasılsın?

Elimden gelen tek şey bu...

Read more...
Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST