10 Mart 2010 Çarşamba

Kredi kartları: Müşteri vatandaş

Artan enflasyon nedeniyle harcamalarını karşılayamayan, işini kaybettiği için maaş alamayan dar gelirlinin kurtarıcı olarak sarıldığı kredi kartları, şimdi onların kabusu oldu. Merkez Bankası’nın verilerine göre, 1 milyon 250 bin kişinin kredi borcu 129 milyar 161 milyon liraya ulaştı. Bu rakam, 286.9 milyar liralık devlet bütçesinin yarısına yakın. (Kaynak)

Bu kredi kartları meselesi aslında o kadar da karmaşık bir konu değil. Aslına bakılırsa yerinde kullanıldığı takdirde işe yarayan bir ödeme yöntemi bence. Yeter ki kuralına uyulsun, çekilen miktar zamanında geriye ödensin. Bu arada kredi kartı sabit kesintilerinden bahsetmiyorum. Orası ayrı konu.

Normalde, işi bilen için harcamaları kontrol altına almaya yardımcı oluyor kredi kartları. Kişisel bütçe yapanlar için güzel bir araç. Ya da küçük harcamalarda bozuk paraların cepte taşınmasını engelleyebiliyor. Ya da kartlar aydan aya maaş alanlar için bulunmuş iyi bir uygulama. Şimdi al, maaşını aldığında öde; güzel bir şey.

Şimdi al, diyorum ama neyi? Reklamda gösterilen her şeyi mi? Yol üstündeki dükkanlarda görülenlerin hepsini mi? Ne pahasına olursa olsun arkadaşlarımızın, komşularımızın aldıklarını mı? Tabiki hayır!..

Buradaki anahtar kelime "ihtiyaç!" O istenen şeye gerçekten ihtiyacım var mı? Onu almasam da olur mu? Bu soruların cevapları bizim o "şeyleri" alıp almayacağımızı belirler. Eğer ihtiyacımız yoksa, neden alalım ki değil mi?

İşte kredi kartları borcu olayına bir de bu açıdan, yani ihtiyaç açısından bakmamız gerekir. Artan enflasyon vatandaşın alım gücünü düşürmüştür, tamam, ama insanlarımızın kredi kartını "tam yerinde" kullanmadığı gerçeğini de gözardı etmememiz gerekir.

Değişen tüketici alışkanlıkları, reklamların sürekli tüketimi pompalaması, halkın/vatandaşın ihtiyaç-borç kavramlarını değiştirdi. Eskiden birisine borçlu olmamakla övünen bir toplum, şimdi abartılı şekilde borçlanıyor. Eskiden birine borçlu kalmayı "namus meselesi" sayan insanlarımız gitti, yerine canavar bir tüketici/müşteri/vatandaş modeli geldi.
Olaya bir de bu açıdan bakmakta fayda var.

Bankaların kredi kartı dağıtmak için kampanyalar düzenlemesi, kredi kartı almayı çocuk oyuncağı haline getirmesi, adeta yoldan geçen herkese kart dağıtması gibi durumları bir kenara bırakırsak, burada asıl iş vatandaşa düşüyor. Sorumluluk, eline verilen karta bir "borç yapma özgürlüğü" olarak bakan vatandaşa düşüyor. Bu sorumluluğu büyüğüne, yöneticisine, "devlet baba"sına vs. yıkmaya kalkan vatandaşlarımız, insanlığından vazgeçip koyunluğa razı olmuş demektir.

Not: Ben tam bunları yazarken, televizyonda da kredi kartı borçlarından ötürü intihar edenlerin sayısı geçiyordu.

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST