8 Aralık 2009 Salı

Sahip oldukların aslında sahip olmadığındır...

Her insan çığlık atarak dünyaya gelir. Sevinç çığlığı mı yoksa korku çığlığı mı bilemeyiz. Anlam veremediği yeni hayatı tuhaf buluyor. Çünkü onun geldiği alemde her şey sistemli ve yaşayanlar mutlu. Neyse ki hala bir umudu vardı; çünkü ona can veren onu yalnız bırakmıyordu. Kafatasının ortasında yer alan boşlukla yani bıngıldak sayesinde geldiği alemle bağını korumaya çalışıyor. Tabi bedensel büyüme sonucunda bıngıldak gitgide küçülmeye başlıyor ve onu sahiplenen başka canlılarla yaşamaya başlıyor. Geldiği alem bıngıldakla birlikte sonsuzluğa gömülüyor, hem de bir daha hatırlanmamak üzere...


Dolaylı da olsa o da yavaş yavaş sahiplenmenin ilk basamağına adım atıyor. Artık onu yaratan "ilahi yaradan" değil de; onu yaradan anne-babası. Sahiplenmenin ikinci adımı da atılmış oldu. Sahipleneceksen görünmeyene, elle tutulmayana değil; görünene ve elle tutulana sahipleneceksin.

Kariyerin olacak, çok para kazanacaksın, evlerin, yatların, katların daha birçok şeyin olacak ki sen mutlu olasın. Hayatta sahip olduğun her şey herkesçe görünen ve sayılabilen türden olacak. İlla el alem görsün diye bir şeylerin olacak.

Ama bir yerde unutulan bir şey var. Sahip olduklarının aslında hiçbirinin sahibi olmadığın.

Asıl sahip olduğun yüreğinde saklı kalan güneşin, mutluluğun, sevincin... Onlar saf haliyle hep ordaydılar ve hep de orda olacaklar. Sen ise onların orda olduğunu hatırlamayacaksın. Çünkü sen başka şeylere sahipleniyorsun.

Sahiplenmek güzel hem de çok güzel bir şey; ama sahipleneceksen içindeki güzelliklere ya da ne bileyim denizin maviliğini sahipleneceksin.

Sevgili Can Yücel'in "Bağlanmayacaksın" şiiri bu temayı bakın ne güzel anlatmış:

Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeylere ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye
Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

1 yorum:

Adsız,  8 Aralık 2009 23:45  

Yüreğinizden akıp giden nehri bizler için bir saniyeliğine bile olsa yazıya dönüştürmüşsünüz...

İnsan hafızasının nisyan ile malul olduğu gerçeğini unutmamak sadece ibretlik olaylar yaşandığında değil bir yaşam düsturu olarak kabul edildiğinde gerçek mutluluğun çok uzakta olmadığını belki hatırlarız...

Yazılarınızı devamını sabırsızlıkla bekliyoruz selam ve mehabbet ile...
Aybek

Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST