10 Aralık 2009 Perşembe

İçindeki güç...

Çok enteresan bir durum var. Büyüme, doğum ve ölüm arasında geçen süre olarak adlandırılmaktadır. Farklı tanımlar da var; ama hepsinin vermek istediği anlam "İki süreç arasında geçen zamandır."
Geçen bu süreç içinde kişi, yaşamın zor şartlarında ayakta kalmak için bir tür mücadele vermektedir... Her şeyin bedava olduğu tek yer ise bin beş yüz yıldızlı "anne karnı" otelidir. Düşünebiliyor musunuz beslenmek için, nefes almak için bile enerji harcamak yok. Ama ne yazık ki bu rahat yaşam dokuz ay gibi bir sürede sona ermektedir.
Ya sonra mı?
Dünyaya mükemmel bir canlı olarak gelmekteyiz. Buraya kadar her şey güzel, önemli olan da bundan sonra içimizdeki gücü ortaya çıkarmaktır.

Yaşamak için, fizyolojik ihtiyacın yanı sıra psikolojik ihtiyaçlara da gereksinim vardır. Ne yazık ki psikolojik ihtiyaçların yani iç dünyamızın görkemi göz ardı edilmesiyle, bir yaşam sürdürülmektedir. Yaşamda her iki durumu bir arada sürdüren bireyler var; ama bu sayı çok azdır. Çünkü bu insanlar yaşamla gerçekten barışık olan insanlardır. Çevremdeki insanlarla mümkün olduğu kadar yakın ilişkiler kurmaya çalışırım. Onların yaşama bakış açısı benim için çok önemli. Meraklı olduğumdan değil, onlarla aynı dünyada ve aynı toplumsal ortamda yaşadığımdandır. Genelde tek boyutlu bakış açısıyla karşılaşıyorum.

Yaşam onlar için belli bir seviyeye gelip, refah düzeyi yüksek bir hayat yaşamaktır. İş, para, meslek, çocuk, aile, kariyer vb. birçok şey kişinin yaşamasına mutluluk vermektedir.
Yaşam ancak bu şekilde yaşanırsa anlam kazanırmış. İnsanoğlu o kadar mükemmel bir donanımla dünyaya geliyor. Bu mükemmel donanımı fark etmeden ömür sonlandırıyorlar. Oysa günümüz dünyasında bireyin kendisini gerçekleştirmesi için inanılmaz imkanlar var.
Teknolojinin sınırsız gücü bireyin kendini tanımasında birçok kolaylıklar sunmaktadır. Bu kadar fırsat ellerimizin arkasıyla geri tepiliyor.

Doğu felsefesinde insanın içindeki gücü bakın nasıl anlatmışlar:

"Doğuda, binlerce yıl önce, dünyadaki her insanın bir tanrı olduğuna inanılmış. Ama insanoğlu elindeki güçleri istismar etmiş. Bu sefer ortaya,"Tanrılık" gücünün nereye saklanacağı sorunu çıkmış. O güç tüm insan yetilerinin, potansiyellerinin ve şan şerefinin kaynağı olan güçmüş.

Birinci danışmanı, "Yere derin bir çukur açıp, tanrılığı oraya gömsenize..." demiş. Büyük Tanrı, "Olmaz" diye karşılık vermiş. "Eninde sonunda biri kazar, onu orada bulur."

İkinci danışmanı, "Benim bir fikrim var" demiş. "İnsanlığın bütün gücünü en yüksek dağın tepesine koysak?" Büyük Tanrı onu da reddetmiş. "Olmaz", "Sonunda oraya da birileri tırmanır, gücü orada bulur." demiş.

Bu sefer üçüncü danışman konuşmuş: "Onu dünyanın en derin okyanusunun dibine koysak ya?" demiş. Büyük Tanrı onu da, "Olmaz" demiş. "Gün gelir, birisi okyanusa dalıp onu orada bulur."

Bunu söyledikten sonra durup düşünmüş. Birkaç dakika sonra bilgelik içinde konuşmuş. "Çareyi buldum. Bu olağanüstü güç kaynağını, görkemi ve şan şerefi gezegendeki her insanın yüreğinin içine koyacağım. Oraya bakmak akıllarına gelmez."

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST