6 Ekim 2009 Salı

Dostuma...

Evanescence'in My Immortal (sözleri de burada) şarkısını bilir misiniz? Çok meşhurdur, herkes bilir. Ben biliyorum. Çok da severim. Meğer şimdiye kadar boşuna dinlemişim bu güzel şarkıyı. Meğer ne çok şey kaçırmışım. Ta ki arkadaşım bu şarkıyı Facebook'ta gönderene kadar... Bir de altına şu notu düşmüş ki en can alıcısı da buydu zaten: Bu şarkıya ve bu sese hastayım. Hele şarkının çıkış hikayesini biliyorsanız...

Hemen şimşekler çaktı. Ne yani bu sevdiğim şarkının bir de kendisinden daha önemli hikayesi mi varmış? Sordum, "Neymiş ki" dedim, "hikayesi?" Anlattı arkadaşım en sabırlı gününden kalma haliyle:

"Bilinenin tersine bir aşk şarkısı değil bu. Mükemmel bir dostluğun sonucunda kaybettiği dostundan sonra hayata bağlanmaya çalışan birinin duyguları. İki çok yakın arkadaşın geçirdiği trafik kazası sonucunda birinin ölmesi ve diğerinin hayatta kalması ile başlıyor hikaye. Sağ kalanın ölümü kabullenemeyip ölen arkadaşın ardından çektiği acı var bu şarkıda. Ve de gerçek bir hikaye üzerine yazılmış bu sözler."

"İşte budur" diyerek bitirdi sözünü arkadaşım.
Bilirsin ben gerçek dostluk hikayelerini severim, diye de ekledi.
Evet, bilirdim...

Çok etkilenmiştim bu hikayeden.
Dosta, dostluğa çok önem veren biri olarak sarsmıştı beni açıkçası.
Her dinleyişimde aşka, aşk acısına dair yazılmış olduğuna inandığım şarkı başka bir türlü çıkmıştı karşıma.
Demek dinlerken ağlamaklı olduğum bu şarkı giden sevgiliye değil, bir dosta yazılmış.
Meğer biten bir aşkın ardından yakılan bir ağıt değil, dosta duyulan özlemmiş hepsi.
Bir dosta duyulan aşkmış...
Bir dostu, hayatının aşkı kadar sevmekmiş...

Peki...
Bir dosta bunları yazabilen, bunları düşünebilen, hatta üstüne bu kadar etkileyebilen biri, aşkı için neler yazmaz ki, diye düşünmeden edemiyorum.
Böyle birinin aşkı da bundan kat be kat daha yüce olmaz mı?
Olur tabii...

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST