3 Ağustos 2009 Pazartesi

Küreselleşme Sürecinde Yönetim Krizi

*[...]

Bütün sistem oluşumları bir anlamda farklılıkların dengeli bir yönetiminden ve değişik kısımların belirli bir bütün halinde bir arada tutulmasından ibarettir.

Alt kısımlar ile alt sistemlerin kendi içlerindeki ve aralarındaki karşılıklı arabağlılık ve faaliyetleri, belirli bir iletişim ve etkileşimi zorunlu kılmaktadır. Sistemi yaşatan bu temel süreçlerin varlığı ise genel sistemin kapalı veya açık olmasıyla doğrudan ilgili olan bir husustur. Bu anlamda kapalı bir sistem, faaliyetlerini ve buna bağlı olarak da varlığını devam ettirebilmesi için gerekli enerji ve malzemeyi başka sistemlerden temin edemeyen ve kendi kendine yetmeye çalışan bir yapıya sahiptir. Buna karşılık, açık bir sistem ise çevreden gerekli bilgiyi ve enerjiyi sağlayan ve bunları başka sistemlere aktarabilen bir sistemdir. Bu anlamda, fiziki ve mekanik sistemler, özellikle eşyanın durağan özelliğinden kaynaklanan temel bir sebep yüzünden birer kapalı sistemlerdir. Ama, yaşayan ve canlı sistemler, dış ortamlara bağlı ve dış etkenlere açık oldukları nisbette birer açık sistem olarak bilinirler.

Kapalı ve açık (fiziki ve sosyo-kültürel) sistemler arasındaki önemli farklılıklardan biri, değişme olgusu karşısındaki tavır ve yönelimlerdir. Mekanik ve kapalı sistemlerin temel amacı, statükoyu yani mevcut durumu korumaktır. Sistemi oluşturan kısımlar arasındaki arabağlılık ve irtibat, kendi yapısı içinde oldukça durgun ve sınırlıdır. Bu tür kapalı sistemlerin çalışma düzeninde, her bir parça birbirine oldukça bağlı buna karşılık dış etkenlerden nisbeten bağımsız bir durum arzetmektedir. Bu durum, sistemin değişmelere karşı dayanıklılığını ve sağlamlılığını artırma gibi bir özelliğe sahip olmasına yol açmaktadır. Mekanik ve fiziki sistemlerin, dış çevreye oldukça kapalı bir çalışma düzenlerinin olması, bir bakıma sistemin güvenlik mekanizmasını oluşturmaktadır. Bu anlamda, sistemin örgütleyici ve etkili unsurları tarafından istenmediği sürece her türlü değişmeye karşı sistem korunmaktadır. Mesela, mekanik bir sistem olan, siyah-beyaz televizyon, dışarıdan ilgili mühendislik müdahalesi olmadan kendiliğinden renkli televizyon haline gelmemiştir. Bütün fiziki ve mekanik sistemler, tasarlandığı ve yapıldığı gibi çalışır, bunun dışındaki çalışma ve işleme düzeni bir sapma veya bozulma olarak değerlendirilir.

Açık sistemlerin çevre ile olan karşılıklı ilişkileri dolayısıyla çok sık bir şekilde dış etkilenmeye maruz kaldıkları bilinmektedir. Bu durum, açık sistemlerin dış değişkenlere ve etkenlere büyük ölçüde bağımlı olmalarına yol açmıştır. Farklı seviyelerde ve derecelerde olsa bile, açık sistemin her unsuru ve parçası karşılıklı etkileşimler çerçevesinde kendiliğinden değişmeye müsaittir. Bir sistemin belirli bir kısmı herhangi bir değişmeye maruz kaldığı zaman, bir müddet sonra diğer kısımlar da bu değişmeye uyum gösterecek, başlangıçtaki istikrar durumu değişik bir noktada takrar dengeye gelecektir. Açık sistemlerin çok sayıda değişme faktörüyle karşı karşıya kalması, bu sistemlerin devamlı bir şekilde kendilerini dengeleme ve istikrar ihtiyacı ile başbaşa kalmasına yol açmaktadır. Açık sistemler çok hızlı bir değişme ve dış sistemlerden devamlı bir etkilenme sürecine girerlerse unsurlar arasındaki uyumun yeniden sağlanması çok güçlenecek ve belki de sistemin belirli bir istikrar seviyesine ulaşmasına imkan vermeyen bir "şok" ve "dengesizlik" durumu ortaya çıkacaktır.

Açık sistemlerin kendi hayatiyetlerini belirli bir bütünlük ve denge içerisinde devam ettirmesi, büyük ölçüde dış etkilenme ve değişmelerin normal sınırlar içerisinde kalmasına bağlıdır. Sistemin unsurları arasındaki arabağlılığın ve ilişkinin belirli uyum noktasında dengeye ulaşmadığı zaman, ya sistemin bütünlüğü zayıflayacak ya da dış etkilenmelere son vermek için kendi içine kapanacaktır. Sistemin bütünlüğünün zayıflaması, alt kısımlar ve unsurlar arasında temelde var olan farklılıkların çoğalması ve genel sistem çerçevesindeki mevcut ortak hususların azalması sonucunu doğurur. Böylece, sistemin bütünlüğünü sağlayan "ortak normlar"dan, "ideolojik uygunluk"tan ve "ortak yönelişler"den sözetmek zorlaşmakta ve her bir alt sistem kendi başına bir varlık durumuna gelmektedir. Diğer halde ise açık bir sistem olması gereken sosyo-kültürel bir organizasyon, kendi mevcut dengesini ve bütünlüğünü korumak amacıyla kapalı bir yapı durumuna dönüşmektedir. Bu tür sosyo-kültürel organizasyonlar, dış etkilenmeler ve hızlı değişmelere karşı kendilerini savunmak için bir takım ilke ve kurallar ortaya koyarlar. Böylece, diğer alt sistemlerle iletişimlerini asgari seviyeye indirerek kendi kendilerine yetmeye çalışan kapalı bir sistem haline gelirler.

**[...]
Değişmelere uyum çabaları sürerken devamlı olarak ortaya çıkan yeni değişme dalgaları, kitle halindeki insanların sosyo-kültürel sistemlerin dayanamayacakları bir seviyeye ulaşarak bir "gelecek şoku" yaşanmasına zemin hazırlar. Gelecek şokunun insanlar üzerindeki etkilerini ise sürekli kaygı, mevcut otoritelere karşı düşmanlık, amaçsız şiddet eylemleri, zihni ve fikri uğraşlardan uzaklaşma şeklinde özetlemek mümkündür. Bugün neyin değiştiği, yarın neyin değişeceğinin belirsiz olduğu bir ortam, dinamik ve yenilikçi bir toplumun gösterdiği bir sosyal hareketlilik değildir. Böyle bir değişme süreci, kendi insicamını ve istikrarını kaybetmiş bir kültür sisteminin, kontrolsüz ve rastgele bir dengeye ulaşma çabalarıdır.


* Prof. Dr. Feyzullah Eroğlu, Küreselleşme Sürecinde Yönetim Krizi, s.96-s.99
** Prof. Dr. Feyzullah Eroğlu, Küreselleşme Sürecinde Yönetim Krizi, s.108

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST