17 Nisan 2008 Perşembe

Bilişim Gazeteciliği

Su altı arkeolojisinin ortaya çıktığı yıllarda, önemli bir sorunla karşılaşıldı. Dalgıçlık oldukça “teknik bir işti” ve arkeologların hiçbiri bu beceriye sahip değildi. O nedenle su altındaki çalışmaları yürütmek amacıyla dalgıçlara bazı temel arkeoloji tekniklerini öğretmeye karar verdiler. Ama sonuç hiç de başarılı değildi. Dalgıçlar, çoğu zaman gözlerinin önündeki önemli eserlere dikkat etmiyor; kazı alanını arkeolojik disipline uygun olmayan şekilde kazıyor; çoğu durumda alanları tahrip ediyorlardı. Bu tablo karşısında radikal bir değişikliğe gidildi: Arkeologları dalgıçlık kurslarına göndermek. Bugün tüm dünyada, su altı kazılarını; asıl mesleği arkeoloji olan, sonradan dalgıçlık becerisi kazanan kişiler yürütüyor.

Sevgili arkadaşım Atacan bu konuda güzel şeyler yazmış.

Şimdi şu soruyu sormak lazım: Bilişimcilere mi gazeteciliği öğretelim, yoksa gazetecilere mi bilişimi?

Bana sorarsanız, bilişimi gazetecilere öğretelim. Çünkü şimdiye kadar hep bilişimciler gazetecilik yapmaya çalıştı ve herşeyi berbat ettiler. Çıkardıkları dergilerin durumu ortada. Disiplinler arası bir yaklaşımın sergilenmesi lazım bu konularda. Bizim bilişimciler herşeye 'bilişimci' gözüyle bakar, bakış açılarını değiştirmeyi sevmezler. Örneğin, BT yöneticilerimiz kendi işlerini, yazıcıya daha az gereksinim duyulacağı süreçleri geliştirmek yerine; her seferinde sorun çıkaran yazıcıya “acil” olarak müdahale etmek olarak görüyor. Ya da başka bir örnek vereyim: Video konferans tanıtımlarının Türkiye'de ilk yapıldığı yıllarda, BT yöneticilerimiz bu teknolojinin getireceği avantajları, kolaylıkları hiç düşünmeden; bu teknolojinin veri sıkıştırma tekniği, band genişliği gibi teknik konuları düşündüler ve bu teknolojiyi reddettiler. Sonuçta hem şirketleri kaybetti, hem de ülkemiz.

Son söz: Bilişime biraz sosyal bilimci (sosyal bilimci + bilişim = sosyal bilişimci) veya işletmeci gözüyle bakmakta fayda vardır vesselam...

0 yorum:

Related Posts with Thumbnails

  © SUgibiOL Blog 2007-2016

ÜST